Büyükelçi Zadeh: İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır
Büyükelçi Zadeh: "İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır"
İran’ın Ankara Büyükelçisi Dr. Mohammad Hassan Habibullah Zadeh, "İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Burada önemli olan nokta şudur. Uluslararası siyasetin gerçek ortamında saldırı ile savunma arasındaki sınır her zaman tartışılmaktadır. Her aktör kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır. Bu nedenle bu savaşı anlamak anlatıların savaşını dikkate almadan mümkün değildir" dedi.
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen "Çarşamba Sohbetleri" konferansına, İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Dr. Mohammad Hassan Habibullah Zadeh katıldı. Büyükelçi Zadeh konferansta, "İran’ın Haklı Savaşı, Bölgesel-Küresel etkileri ve Adil Yeni Bir Dünya" başlıklı konuşmasına gerçekleştirdi.
Zadeh konuşmasında, "Bugün uluslararası sistemin en karmaşık ve aynı zamanda en belirleyici meselelerinden biriyle karşı karşıyayız. Öyle bir mesele ki, yalnızca bir ülkenin kaderiyle değil, bir bölgenin ve hatta küresel düzenin geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır. İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı ABD’nin ve Siyonizm rejiminin dayatılan savaşçı bölgesel ve küresel sonuçları. Bu toplantıda özellikle bu konuyu üç düzlemde ele alacağım. Birincisi, bu savaşın ortaya çıkış nedenleri ve meşru müdafaa kavramıyla ilişkisi. İkincisi, bölgesel sonuçları ve Batı Asya’da güvenliğinin yeniden tanımlanmasının gerekliliği. Üçüncüsü ise, komşu ülkelerin rolü ve mevcut durumdan çıkış için pratik çözümünü ederim" diye konuştu.
Savaşı sadece askeri bir çatışma olarak değerlendirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Zadeh, "Bu savaşın nedenlerini analiz edebilmek için yalnızca olaylar düzeyinde kalmayıp, uluslararası sistemin yapısal dinamiklerine ve hakim mantığına bakmak gerekir. İlk bakışta bu savaşı sadece geçici bir askeri çatışma olarak değerlendirmek mümkün değildir. Aksine onu bölgesel düzene ilişkin iki farklı yaklaşımının karşı karşıya gelmesi bağlamında analiz etmek gerekiyor. Bir yanda hegemonya, müdahale ve üstünlük arayışına dayalı bir yaklaşım, diğer yanda ise bağımsızlık, caydırıcılık ve direnişi esas alan bir yaklaşım bulunmaktadır. Bu çerçevede İran İslam Cumhuriyeti son 10 yılda bağımlılık modelinden uzaklaşarak bağımsız bir aktör olma yönünde adımlar atmış ve bölgesel denklemlerde etkin bir rol üstlenmeye çalışmıştır. Bu yaklaşım özellikle güvenlik ve strateji alanlarında bazı güçlerin çıkarlarıyla çatışmıştır" şeklinde konuştu.
"Her aktör kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır"
Meşru müdafaa kavramını ve savaşın hukuki boyutunu değerlendiren Zadeh, şunları kaydetti:
"Bu analizde önemli bir hukuki boyut da vardır, meşru müdafaa kavramı. Uluslararası hukukta temel ilke güç kullanımının yasaklanmasıdır. Ancak bunun bir istisnası vardır ve o da tehdit veya saldırı karşısında meşru müdafaa hakkı. İran’a göre son saldırılara verilen karşılıklar bu çerçevede değerlendirilmelidir. Başka bir ifade ile İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Burada önemli olan nokta şudur. Uluslararası siyasetin gerçek ortamında saldırı ile savunma arasındaki sınır her zaman tartışılmaktadır. Her aktör kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır. Bu nedenle bu savaşı anlamak anlatıların savaşını dikkate almadan mümkün değildir. Öte yandan İsrail rejiminin bu denklemdeki olumsuz rolü de dikkat çekicidir. Pek çok analiz bu rejimin stratejik üstünlüğünü korumak amacıyla bağımsız bölgesel güçleri sınırlamayı veya zayıflatmaya çalıştığını göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu yaklaşımı desteklemesi de iki aktör arasında stratejik bir örtüşmeye işaret etmektedir. Sonuç olarak bu savaşın şu unsurların birleşimiyle ortaya çıktığı söylenebilir. Jeopolitik rekabetler, güç dengeleri değiştirme çabaları, İran İslam Cumhuriyeti’nin artan bölgesel yoluna yönelik kaygılar, stratejik baskı oluşturma gelişimleri. Ancak kritik nokta şudur, bu yaklaşım gelinimi azaltmak yerine bir güvensizlik ve istikrarsızlık döngüsünü beslemiştir."